Yokuşun Başındaki Eski Kahve

Çocukluğumun geçtiği mahallede, dik bir yokuşun başında küçük bir kahve vardı. Önündeki üç masa yaz kış aynı yerde durur, kapısının üzerindeki solgun tente rüzgâr çıktığında usulca sallanırdı. İçeri girmesem bile kavrulmuş kahve kokusunu sokağın başından alırdım.
Mahallenin büyükleri sabah erken saatlerde orada buluşurdu. Gazeteler elden ele geçer, çay kaşıkları ince belli bardakların içinde aynı tanıdık sesi çıkarırdı. Çocuk aklımla konuşulanların çoğunu anlamazdım; fakat o masalarda dünyanın önemli meselelerinin çözüldüğünden emindim.
Değişen dükkânlar, kalan izler
Yıllar sonra aynı sokağa gittiğimde kahvenin yerinde parlak tabelalı başka bir dükkân vardı. Yokuş daha kısa, evler daha küçük görünüyordu. Oysa değişen yokuş değildi; onu ölçen adımlarım büyümüştü.
Bir süre kapının karşısında durdum. Eski masaların yerini, duvardaki takvimi ve köşede sürekli açık duran radyoyu hatırlamaya çalıştım. Hafıza ayrıntıları eksiltiyor ama duyguyu saklıyor. Bir yerin tam görüntüsünü unutuyor, bize hissettirdiği güveni yıllarca taşıyoruz.
Geçmiş bazen geri dönmez; yalnızca bir koku, bir ses ya da bir yokuşla yanımızdan geçer.
Sokaktan ayrılırken kahvenin yokluğuna üzülmedim. Orada yaşananların bütünüyle kaybolmadığını düşündüm. Aynı masalarda anlatılan hikâyeler, onları dinleyenlerin dilinde başka sofralara taşınmıştı. Belki hatıraların gerçek adresi de binalar değil, insanlardır.
- hatıra
- mahalle
- çocukluk