Akşamın Acele Etmediği Yer

Gün içinde yaptığımız işlerin çoğunu bir sonrakine yetişmek için tamamlıyoruz. Bir toplantı biterken aklımız başka bir görüşmede, yemek yerken gözümüz saatte, yürürken dikkatimiz telefonda oluyor. Zaman kazanmaya çalışırken günün kendisini kaçırdığımızı akşam olunca fark ediyoruz.
Geçenlerde yüksekçe bir yerde, Boğaz’ı gören küçük bir masaya oturdum. Önümde çay, yanımda uzun zamandır bitiremediğim bir kitap vardı. Fakat ne kitabı açtım ne de telefonuma baktım. Güneşin su üzerindeki yolunu ağır ağır kısaltmasını seyrettim.
Boş vaktin değeri
Hiçbir şey yapmamak ilk dakikalarda insana tuhaf geliyor. Zihin hemen doldurulması gereken bir boşluk buluyor. Birkaç dakika sonra bu telaş azalıyor; göz daha çok ayrıntı seçmeye, kulak uzaktaki sesleri ayırmaya başlıyor.
Verimli olma düşüncesi hayatın her alanına yayıldığında dinlenmek bile bir göreve dönüşüyor. Daha iyi uyumak, daha hızlı toparlanmak ve yeniden çalışmak için ara veriyoruz. Oysa bazı anların başka bir amaca hizmet etmesi gerekmiyor.
Zamanı iyi kullanmak, her dakikayı doldurmak değil; bazı dakikaları olduğu gibi bırakabilmektir.
Çay soğurken gökyüzünün rengi değişti. Günün sonunda elimde tamamlanmış bir iş, verilmiş bir karar yoktu. Buna rağmen masadan daha hafif kalktım. Akşam acele etmemişti; ben de kısa bir süre için ona ayak uydurabilmiştim.
- zaman
- sadelik
- düşünceler